Kanser hakkında bilmeniz gerekenler...
Bu
konuda bilinçlenmek isteyenler bu yazıyı mutlaka okumalı... Özellikle
kanser olmadan okumuş olmanız kesinlikle daha faydalı olacaktır!
"Damdan
düşenin halini en iyi damdan düşen bilir..." derler ya... Damdan
düştüğümüzden beri yaptığımız hataları, araştırmalar sonucu
öğrendiklerimizi hep herkesle paylaşmak istedim ama bir türlü neresinden
başlayacağımı bilemedim.
Nihayet
geçen gün, tüm yakınlarını kanserden kaybedince bu işe kafayı takmış ve
ABD çapında çok ciddi bir araştırmaya dalmış bir vatandaşın "The Truth
About Cancer" adlı uzun röportaj çalışmasını izleyince, en azından
bunları özetlemem bile belki birilerinin işine yarar diye düşünüp
gecikmeden bu mesajı hazırlamaya karar verdim. Neticede bu meret o kadar
yaygınlaştı ki, herkesin yakınında bu bilgilerin yarayabileceği
insanlar var.
51
ayrı kişiyle yapılan, 11 bölümde toplam 15 saatlik röportajlardan özet
olarak çıkardıklarım aşağıda. Bunlardan en alta listesini koyduğum 39
kişi özellikle konusunda çok uzman, bilim insanı, araştırmacı, doktor vb
insanlar. Gerektiğinde onların kendi kitap ve kaynaklarından da
araştırma yapılabilir. Bold işaretlediklerim özellikle önemli. Röportaj
sırasında tam anlayamadığım yerler için daha detaylı inceleyeceğim. Ama
ana fikir ve gerçekler gayet net...
***
The Truth About Cancer
1900’lerin
başlarında ABD’de Homeopatic, Naturapatic, Eclectic Herbal Type gibi
farklı disiplinlerde uzmanlaşan çeşitli tıp okulları bulunuyormuş.
İlaç
sektörünün iki büyük başı, Carnegie & Rockefeller Vakıfları bir
araya gelip, bunu kendi ilaç şirketlerinin yararı doğrultusunda tek tip
bir tıp eğitimine dönüştürmeye karar vermişler. Bir komisyon kurup bu
çalışmayı 1910 yılında başlatmışlar. Bu süreçte, Doğal Sağlık
Okullarının eğitimlerinin yetersiz olduğu gerekçesiyle kapatılmasına
çalışmışlar. Bu sistemli ve büyük kaynak aktarılan çalışmanın meyveleri
hızla alınmaya başlanmış. 1925’e gelindiğinde 10,000’in üzerinde doğal
tıp uygulayıcısı dışlanmış ve yerlerini ilaç sektörünün özel eğitiminden
geçmiş doktorlar almaya başlamış. 1940 yılında 1,500’ün üzerinde doğal
terapist, şarlatanlık suçlamalarıyla yargılanmaktaymış. Yüzyılın başında
22 olan Homeopatic Tıp okullarının sayısı 1923’te ikiye inmiş. 1950
yılında ise artık hiçbiri kalmamış. Sonunda bu eğitim sisteminden mezun
olmayan hiçbir tıp mezununun iş bulma olanağı kalmamış.
Bugün
bu yüzden tıp doktorlarının hiçbirisi ilaç tedavileri dışında ve
beslenme konusunda bilgi sahibi değiller. Artık tüm tıp okulları, ilaç
şirketlerinin kucağına oturmuş durumda ve onların yönetiminde. Tıp
doktorları da ne yazık ki bunun farkında değil. Kendilerine öğretilenin
en iyisini yapıyor olabilirler ama öğretilenin doğruluğunu yanlışlığını
sorgulayan neredeyse yok. Sorgulayanlara karşı da amansız bir saldırı,
aşağılama kampanyası başlayıveriyor.
Carnegie
ve Rockefeller, üniversitelere büyük paralar bağışlayıp (tabii vergiden
düşerek) YK’larına kendi elemanlarını yerleştirmişler ve ders
programlarının istedikleri biçimde dönüştürülmesi için büyük bir çaba
göstermişler ve bağışlarının gücüyle bunu da başarmışlar.
Sonuçta
geldiği nokta itibariyle, modern tıp, asıl amacından çok sapmış ve bir
“iş” alanına dönüşmüş durumda. Bugün ABD tıp sektörünün yıllık cirosu
2,7 trilyon $ seviyesinde. Bu tutarın ancak yedide biri doğrudan tedavi
harcamalarına gidiyor. Ama bunun da büyük kısmı hastaların tedavisi için
değil, şikayetlerinin giderilmesi/yönetilmesi için harcanıyor. ABD’de
bir doktorun bir hastaya bakma süresi ortalama 7 dk. Doktor bu süre
içinde hastanın geçmişini öğrenip, şikayetlerini dinleyip, ilacını yazıp
hastayı gönderiyor. “Al şu ilaçları bir ay sonra görüşelim...” diye
gönderdiğinde hastayı tedavi etmek gibi bir düşünce yok. Mevut sağlık
düzeninde şikayetleri azaltmak/yönetmek yeterli görülüyor.
Oysa doktorun esas görevi, hastasına sağlıklı olmayı öğretmek olmalı.
Hipokrat’ın
birinci kuralı “Hastanı tedavi edemiyorsan zarar verme” dir... İkinci
kuralı ise “Hastana zehir verme...” dir. Tüm onkologlar hastalarına bile
bile zehir veriyorlar. Ve hasta olmaları halinde aynı tedaviyi
kendileri veya yakınları için de uygulayıp uygulamayacakları
sorulduğunda, onkologların %86’sı bunu yapmayacaklarını söylüyor.
1900’lerde
tüm kanser türleri toplamının görülme sıklığı onda bir iken bugün
neredeyse kansere yakalanmamış insan kalmadı. Artık kanser olup
olmayacağını değil ne zaman olacağını bekliyor insanlar... Kanser
ABD’de, kazaların da önünde, birinci ölüm nedeni haline geldi.
İnsanların
sağlığını korumak amacıyla kurulmuş olan devlet kurumu FDA, ilaç
şirketlerinin çıkarlarını korumayı diğer hedeflerinin önüne koymuş
durumda.
Kanser
tedavisinde tümörün küçülmesi başarı gibi sunuluyor. Oysa kanser kök
hücresi yerinde durduğu sürece tedavi başarılmış olamaz. Kemo ile bu
başarılamadığı gibi vücuda büyük zarar veriliyor. Beyne, böbreklere,
karaciğere büyük zarar veriyor. Bağışıklık sistemi çökertilerek hasta
başka kanser türlerine karşı savunmasız hale getiriliyor. İşte ölümler
de büyük çoğunlukla o yüzden meydana geliyor.
Kanser hastalıklarının %50’sinden artık uygulanan tedavi ve teşhis sorumlu...
Uygulanmakta olan KZY (Kes-Zehirle-Yak) tedavisinin kendisi kanser yapıyor.
Tümörlerdeki
kanser hücrelerinin %65’i etkin olmayan, durgun, %35’i ise etkin ve
hareketli hücreler. Kemoterapi bu hücreleri azaltsa ve tümörü küçültse
bile özellikle etkin kanser kök hücrelerini tamamen yok edemiyor. Bunlar
neredeyse ölümsüz. Dolayısıyla, bu kök kanser hücrelerinin vücuttan
tamamen yok edilmesi sağlanamadığı sürece ameliyat ve kemo sonrası
hastalıktan tamamen kurtulmaktan söz edilemez. Bu tamamen kurtulma da
ancak vücudun kendi bağışıklık sisteminin kanserli hücreleri algılayıp
onları yok edecek güçte olmasıyla sağlanabiliyor.
Bağışıklık
sistemi kanserli kök hücreleri, saklandıkları proteinin arkasından
algılayamıyor. O zaman da metastas oluşuyor. Kanser kök hücrelerine
saldırdığı bilimsel olarak kanıtlanmış maddeler var... Metformin,
Ellagic asit (berries), Green Tea extract gibi. Ama liste çok sınırlı.
Çünkü kök hücreleri bulup laboratuvar ortamında incelemek dünyada ancak
bir iki laboratuvarda yapılabilen çok zor ve pahalı bir çalışma.
Bağışıklık
sisteminin %80’i bağırsak mukozalarında bulunuyor. O yüzden bağırsak
sağlığı bağışıklık sisteminin en önemli dayanağı. Çok iyi bakılması
gerek.
Hiçbir
hastayı hiçbir doktor iyi etmiş değil ve edemez. İyileştiren insanın
kendi bağışıklık sistemi. O yüzden bağışıklık sistemini güçlü tutmak, zayıflatmamak, zarar vermemek esas. Mantar, küf, vb şeylerden korumalı
ve üzerine toksinlerle gereksiz yük bindirilmemeli. Sağlıklı beslenme
olmadan bağışıklık sistemi sağlıklı çalışamaz.
Doğal
tedavilerle her gün binlerce kanser hastası sağlığına kavuşuyor. Ama
burada para olmadığı için ilaç sektörü bu tedaviler için ne araştırma
yapıyor ne de bu başarılar duyuluyor.
Oysa uygulanmakta olan KZY (Kes-Zehirle-Yak) tedavisi ile bazı lösemi türleri ve testicles
kanserleri dışında, ilaç tedavileriyle son 30 yılda hiçbir ilerleme
kaydedilebilmiş değil. Başarı oranları katı tümörlü (göğüs, akciğer,
kolon, vb) kanserlerde hala aynı (toplamda %2) seviyelerinde.
Kanser
tedavi sektörü büyük bir endüstriye dönüşmüş ve halen ABD’de en büyük
sektör haline gelmiş durumda. Her iki Amerikalı erkekten biri ve her üç
kadından biri artık kansere yakalanıyor.
Kanser
kısaca, DNA’sı hasar görmüş hücrelerin hızla çoğalması bozukluğu olarak
tanımlanabilir. Bu hücreler büyümelerini nerede durduracaklarını bilmez
hale geliyor. Bağışıklık sisteminden kaçabildiklerinde de hastalık
oluşuyor. Çok akıllı ve güçlü olan kanser hücreleri ölmeye direniyorlar,
kendi kan damarlarını, beslenme yollarını açıyorlar.
Kanser
aslında hastalıklı bir vücudun dışa vurduğu semptom. Hastalığın kendisi
bağışıklık sisteminin yeterince çeşitli nedenlerle iyi çalışmıyor
olması.
KZY
(Kes-Zehirle-Yak) tedavisi kolay bir çözüm gibi görünüyor. Tümör
küçülünce hasta tedavi olduğunu sanıyor. Ama bu tedavide kanser bir süre
sonra tekrar ortaya çıkıyor. O yüzden asıl çözüm bağışıklık sisteminin
tekrar sağlığına kavuşturulmasına bağlı.
Tüm kanser ilaçlarında “kanser yapar” yazıyor.! ABD’de 4. Derece kanser hastalarında hayatta kalma oranı sadece %2! Yani hiçbir şey yapılmasa, bu oran kesinlikle çok çok daha yüksek olacaktır.
Beyin
tümörleri hariç, hiçbir başlangıç tümörü, başka yerlere sıçramadığı
sürece öldürücü değil. O yüzden hemen hemen kimse bu tümörlerden
ölmüyor. Ölümler kemoterapinin bağışıklık sistemine verdiği zarar
nedeniyle oluyor. Yani öldürücü olan birincil değil ikincil, sonradan ortaya çıkan kanserler.
Mevcut
sağlık sistemi kronik hastalık yaratmak üzerine tasarlanmış durumda.
Hastanın iyileşmesinde ya da ölmesinde kazanç yok. Tüm kazanç hastanın
kronik hasta olarak yaşamasında... Ve bu çürümüş sistem, doktorları hep
daha fazla ilaç kullanmaya yönlendiriyor.
Yapılması ve Yapılmaması Gerekenler...
Kesinlikle mamografi yaptırılmamalı!
Göğsü sıkıştırarak-ezerek deforme ediyor ve kesinlikle kanserojen.
Mamografinin erken teşhis sağladığı tamamen yalan. Tümör ancak 1 cm çapında olursa (1 milyar hücre) ve ancak %52 oranında tesbit edebiliyor. Bu büyüklüğe ancak 8 yılda gelebiliyor ve o zaman da zaten çok geç.
Teşhis için en uygun yöntem Termografi ve bazı kan testleri.
Prostat kanserinde PSA %80 yanlış sonuç veriyor. Biopsi asla! - AMAS testi ve Navarro Urine test
Kanser Tedavisi
Tedavi toksik olmamalı-hastaya zarar vermemeli
Sağlıklı beslenme (OTGS- organik-taze-gıda suyu ağırlıklı), spor, zıplama (trambolin)
Bağışıklık sistemini güçlendirme ve harekete geçirme
Detox (mutlaka kahve lavmanı ile desteklenmeli – karaciğer toksinleri başka türlü çok zor atabiliyor)
Vücudun mikroplardan arındırılması
Ruhsal huzur/iyileşme –ruhsal detox
Oksijen terapisi – ozon / hidrojen peroksit
Dr. V – Kanser Tedavisinin 7 Esası
İlacın yiyeceğin olmalı
Her türlü toksinlerden uzak olmalısın
Enerjini dengelemelisin – meditasyon – akapunktur – masaj – egzersiz vb yöntemlerle
Duygusal yaralarını tedavi etmelisin
Dişlerinde hiçbir ağır metal olmamalı – diş sağlığına özen göstermelisin (meme kanserlerinin %95’inde bunların etkisi görülmüş)
Vücudundaki hasarları şifalı bitkilerle onarmalısın
Erken teşhis/izleme için termografi, US ve bazı kan testleri dışında diğer zararlı yöntemleri asla kabul etme
Erken teşhis/izleme için termografi, US ve bazı kan testleri dışında diğer zararlı yöntemleri asla kabul etme
Dr. Rashid Buttar – 7 Toxicities – (Cancer is Deficiency & Toxicity)
Kanser zehire maruz kalma ve bedendeki eksikliklerden ortaya çıkar
Ağır metallerden uzak dur- varsa dişlerindekini derhal çıkarttır
Hiçbir kimyasala maruz kalmamış organik gıda ye
Mantar, virüs, küf yapan türde gıdalardan uzak dur
Enerji yayan kaynaklardan uzak dur (yüksek enerji hatları, radyo antenleri, cep telefonu, kablosuz wi-fi, vb)
Mantar, virüs, küf yapan türde gıdalardan uzak dur
Enerji yayan kaynaklardan uzak dur (yüksek enerji hatları, radyo antenleri, cep telefonu, kablosuz wi-fi, vb)
Duygusal yaralarını iyileştir ve sağlıklı kal
GDO’lu gıdalardan uzak dur
Ruhsal problemlerini çöz
Proteinden yüksek (abartmadan), karbohidrattan düşük beslen
Doğanın vermediği – (insanın ürettiği) hiçbir şeyi yeme...
Tuz olmadan bağışıklık sistemi çalışmaz - Himalaya tuzu (beyazı) iyi
Portakalın beyaz kısmı, kırmızı şarap çok faydalı
Tahılları en aza indir
İyi yağlar dışındakileri yeme (sıcaklar için soğuk sıkma Hindistan cevizi yağı, soğuk olarak soğuk sıkma zeytinyağı, serbest dolaşan hayvanların tereyağı, peyniri ve yumurtası)
Keten tohumu yağı ve Kenevir yağı (Hemp Seed Oil), Avokado,
Ketojenik diyeti tercih et – aralıklı oruç uygula (Mercola’nın dediği gibi geniş aralıklarla ye)
Bunlardan uzak dur...
• her türlü aşı
• aspartam
• tarım ilaçları
• şeker ve şekere dönüşen gıdalar
• GDO’lu gıdalar
• formaldahyte,
• fluorine,
• ağır metaller (kurşun, arsenik, cıva, alüminyum)
plastiklerden ve teneke içecek kutularından
• diş zehirlerinden
• güneş yağları, kremleri, makyaj malzemeleri
emf – electromanyetik frekans yayan cihazlardan
• güneş yağları, kremleri, makyaj malzemeleri
emf – electromanyetik frekans yayan cihazlardan
• Tiroidler iyi çalışmazsa ve iyot eksikliği kansere yol açar!
• Bağışıklık sisteminin iyi çalışması için iyot ihtiyacı karşılanmalı.
• Çinko da eksik olmamalı
• Bağışıklık sisteminin iyi çalışması için iyot ihtiyacı karşılanmalı.
• Çinko da eksik olmamalı
Bağışıklık
sistemi iyi çalışıyorsa kanser olmaz. Kanser varsa bağışıklık sistemi
eksikliği söz konusu demektir. İkisi bir arada olamaz.
Uygulanabilecek tedavi seçenekleri:
• Damardan yüksek doz vitamin C
• Ozon terapisi
• Dendritik hücre terapisi
• Isı terapisi
• Manyetik tedavi ???
• Bio-feedback ???
• Ozon terapisi
• Dendritik hücre terapisi
• Isı terapisi
• Manyetik tedavi ???
• Bio-feedback ???
***
Dr. Stanislaw Burzynski
Mike Adams – The Health Ranger
Dr. Leigh Erin Connealy – Integrative Physician
Dr. Nicholas Gonzales – Steve McQueen
Dr. Bradford S. Weeks – Scientist&Researcher
Dr. Ben Johnson - Scientist&Researcher
Dr. Sherri Tenpenny – Vaccine expert
Dr. Roby Mitchell – Dr. Fitt – Orthomolecular Medicine Specialist
Dr. Jonathan V. Wright - Scientist&Researcher
Dr. Sunil Pai – Integrative Medicine Physician
Dr. James Forsythe – Oncologist and Homeopath
Webster Kehr – The Cancer Tutor
Dr. Robert Scott Bell - Scientist&Researcher
Dr. David Jockers – cancer survivor
Dr. Veronique Desaulniers – Cancer survivor
Burton Goldberg – The Voice of Alternative Medicine
Shannon Knight – Angels for Shannon CEO – survivor
Dr. Patrick Quillin – Nutritional Expert – all plants are medicine
AJ Lanigan – Scientist & Immunologist
Dr. Rashid Buttar – Bestselling
Chris Wark – Survivor&Author
Dr. Francisco Contreras – Oncologist&Surgeon
Dr. David Brownstein - Scientist&Researcher – Bestseller
Bill Henderson – Cancer coach
KC Craichy – Nutritional expert – CEO of LivingFuel
Dr. Linda Isaacs - Scientist&Researcher
Staci Marshall – Survivor & Founder Operation Blueberry Melt
Dr. Keith Scott Mumby
Dr. Darrel Wolfe – The Doc of Detox
Frank Cousineau – President of the Cancer Society
Dr. Charles Majors – Survivor
Dr. Irvin Sahni - Scientist&Researcher
Paul Barattiero – Hydration Specialist
Dr. Murray “Buzz” Susser – Integrative Physician
Dr. Tony Jimenez - Scientist&Researcher
Dr. Lee Cowden
Dr. Robert Verkerk – Exec Director of Natural Health International
Bob Wright – Founder of AACI (American Anti Cancer Institute)
Dr. Daniel Nuzum - Scientist&Researcher
***
Bizim yaşadıklarımız ve tavsiyelerimiz...
Apar topar ameliyat... arkasından feci bir kemo ve radyoterapi dönemi... Tam kurtulduk derken tekrar sil baştan...
Bir
sürü mamografi, US, MR, pet scan, vb... Bu defa iki memenin birden
alınma kararı... ABD'nin en iyi kanser hastanesinde yapılan tetkiklerden
sonra bire bir aynı görüşün alınması sonrasında tekrar ameliyat... yine
bir sürü mamografi, US, MR, pet scan, vb tekrar kemo... dayanamayıp
kemoyu yarım bıraktıktan sonra alternatif arayışları... organik
beslenme... D vitamini yüklemesi... İsrail'de immünoterapi... damardan
yüksek doz C vitamini... sigortadan şutlanma... vb..
* KZY asla! (kes kısmı zorunluluk olabilir ama karar için acele edilmemeli. Telaş yok!). Kanserli kişi, yukarıda önerilenlerin ne kadarını yapabiliyorsa yapmalı. Ana fikir, bağışıklık sisteminin hızla normal çalışır hale getirilmesi. Bunun için de sistemin çalışmasını yoran, bozan her türlü toxisiteden uzak durmak ve sisteme her zaman en temiz, en yararlı yakıtı koymak... şeker zehir! bir gıdım bile almamak...
* Onkologlar tam da yukarıda anlatılan ABD'li doktorların kopyaları. Çok iyi olabilirler ama hastalarını "tedavi" derdinde değil, bildiklerini ellerindeki protokollere göre en iyi şekilde uygulama derdindeler. O protokoller burada da ABD'de de aynı. O yüzden oralara gitmenin hiçbir anlamı yok. Diğer tedaviler konusunda en ufak bir bilgileri de öğrenme çabaları da yok. Kanserin en önemli nedenlerinden birinin D vitamini eksikliği olduğunu bile bilmiyorlar. Ölçmüyorlar ama sen istersen ve ölçülürse, D vitamini seviyesi 20-40 arasında ise "normal" diyorlar. Oysa normal insanlarda min 70, kanserlilerde min 100 olmalı.
* Basit, sakin ve kargaşadan uzak yaşam...
Ahmet Karahan