Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Engeller Aşılmak İçindir!

Holistik (bütüncül) bir hekim olarak, hastalarımın yalnızca yakınmaları değil, tüm yaşamları beni ilgilendirir. O nedenle, ilk değerlendirme/muayene görüşmemizde, kendileri kadar aileleri ile ilgili de bilgiler alırım. Onu tanımam, bu kapsamlı sorular sayesinde mümkün oldu; bana hasta olarak başvuran bir yakınının aile bilgilerini alırken karşıma çıktı Güldane Ersoy. Öyküsü beni öyle derinden etkiledi ki, sizlerle paylaşmak istedim. Kendisi de bu önerimi memnuniyetle kabul ederek, elektronik ortamda sorularımı yanıtladı. Güldane, genç bir kadın. Kas erimesi hastalığı nedeniyle, yalnızca parmaklarını kullanabiliyor. Ama o parmaklar, birazdan okuyacağınız gibi, büyük işler yapıyor. Anlattıkları çok zor! Geleceğe ve yaşama umutla bakan, henüz 25 yaşında ve yeni evli gencecik bir kadınken, 2005 yılı Temmuz ayında, Kastamonu, Bozkurt ilçesinin devlet hastanesinde, uzman bir hekimin kan tahlili sonuçlarıyla hastalığını öğreniyor. Ailesinde benzer bir hastalık yok. Doktorun sözleri o genç o...

Sevgi Üç Türlüdür...

Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor, Toyotome.  "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor... "Sevgi üç türlüdür!.." Birincinin adı " Eğer " türü sevgi!... Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar.   Örnekler veriyor:  Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome, "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. Bir şarta bağlı sevgi. Karşılık bekleyen sevgi. "Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar. "Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır."  Yazara göre evliliklerin pek çoğu " Eğer " türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor.  Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerin...

Hırvat Frane Selak'ın hikayesi

Dünyanın farklı yerlerinde inanılmaz hikayeler yaşanıyor. Bunlardan biri de Hırvat Frane Selak'ın hikayesi. Okuyacaklarınız sizi oldukça şaşırtacak ve şansın ne   olduğunu bir kere daha sorgulamanıza neden olacak cinsten. 2015 yılında doğal yollardan aramızdan ayrılan Frake tam 7 kez ölüme kafa tutan birisi. Özetlemek gerekirse: 1- 1962: Saraybosna'dan kalkan, Dubronik'e giden trene bindi. Tren raydan çıktı ve birkaç vagon nehre düştü. Buz gibi suda 17 kişi boğuldu. Selak'ın kolu kırıldı ama kurtuldu. 2- 1963: Zagreb'de DC-8 tipi bir uçağa bindi. Uçak havadayken kapısı açıldı ve Selak aşağı düşen 20 kişiden biriydi. Kazada 19 kişi öldü! Selak saman yığınına düştüğü için yaralı olarak kurtuldu. 3- 1966: Bindiği otobüs nehre uçtu. 4kişi öldü, o birkaç sıyrıkla kurtuldu. 4- 1970: Otomobiliyle giderken motor alev aldı. Kendini dışarı zor attı, aracın benzin deposu infilak etti. 5- 1973: Otomobilinde meydana gelen patlamada sadece saçlarının bir bölümünü...

Spiritüalistlerin, "Evrenden isteyin olsun" dediği şeyin açılımı...

Bilinç, aslında odaklanma ile çalışıyor. Geçen gün paylaştığım videodaki Daniel C.   Dennett'ın belirttiği gibi gözlerinizle gerçekten odaklanabildiğiniz alan kolu öne açtığınızda başparmağınız kadar bir alan. Bunun dışında kalan alanların hele ki kenardakilerin renklerini falan kaybediyorsun ama geçmiş veriden o renkler oluşturuluyor. Detaylar yok, şekiller belli belirsiz. Bunu "hayata" uyguladığında da esasen benzer çalışıyor. Hayatta neye odaklandıysan tabi ki onu elde ediyorsun...Ama göz örneğindeki gibi kayıplar pahasına... Neye bakarsa baksın "para" gören biri tabi ki bunu elde ediyor zira zihninin en çok yoğunlaştığı nesne o...Ali Ağaoğlu örneğini ele alırsak, yanındaki kadınlardan kadınların kullandığı çantaya kadar gördüğü tek şey aslında yine para..."Ben bunlara ne kadar para veriyorum", "bana kaça patladı", "daha üst modeli kaça patlar", "param var bunları değiştirsem mi?"...Her yere baktığında para görüy...

Çocuklar için dünya...

Çocuklar için dünya ve dünyadaki her sey yenidir, ilginçtir.   Büyükler içinse durum hiç de böyle değildir; büyüklerin çoğu için dünya sıradan bir şeydir. Filozo flarsa diğer büyüklerden farklıdır.   Bir filozof dünyaya alışmayı bir türlü beceremez. Dünya onun için hâlâ akıl almaz bir şey, evet, hâlâ sırlarla dolu, gizemli bir şeydir.   Filozoflarla küçük çocukların en önemli ortak yanları budur; bir filozof ömrü boyunca duyarlı bir çocuk olarak kalır da diyebilirsin sen buna. Jostein Gaarder - Sofie'nin Dünyası

Zen çemberi...

1. Esas olan çemberin ortasındaki boşluk...A ma çemberi tanımlamak için çizdiğimiz sınır o boşluğu yaratan. Dikkat edilirse o çember çizilmediği takdirde o boşluk kağıdın geri kalanı ile aynı. Ancak çember çizildiğinde çemberin sınırladığı "alan" oluyor. Yani hepsi bir aslında ama ayrılığı yaratan biziz içerisi ile dışarısı arasında. ("Sonsuz ışık" kendisini deneyimlemek için senin aracılığınla kendisine bir çizgi çekiyor ki kendini anlamlandırabilsin -bu anlam atama ihtiyacı bilincin doğasında var, "toplam bilinç" de bundan ari değil-) 2. Yolculuğun başlangıcı ile bitişi aynı yer. Kendinsin ve kendini buluyorsun. 3. Yol bazen kayboluyor, değişiyor, siliniyor ya da belirginleşiyor. Bu, yolun içerdiği devamlı değişimin doğası gereği böyle... 4. Beyazı anlamlandırmak için siyah gerekli olduğu gibi yaşamın anlam kazanabilmesi için ölüm gerekli (ve daha milyonlarca türevi üretilebilir. İyi-kötü, negatif-pozitif vs her yerde bu ikilik var.) 5. Yolun üz...

Mitokondrisi Bende Kaldı

Şikago'da yaşayan ünlü Türk genetikçi Hande Özdinler'in annesinin vefatından sonra yazdığı hem bilimsel hem de duygusal yazısı. Mitokondrisi Bende Kaldı Annem vefat etti, onu yıkadık, pakladık, demir tabuta koyup Türkiye’ye uçakla getirdik. Oğlunun üstüne, eşinin yanına, toprağın içine sanki bir tohum eker gibi nazikçe, dualarla bıraktık. Bir ömür bitti, annem gitti... Ama annemin mitokondrisi bende kaldı. Benim hücremde, benim her hücremde annemin mitokondrisi var. Her nefes alışımda, her kalp atışımda, her elimi uzatışımda, her düşüncemin başlangıcında, ne için enerji harcıyorsa bu vücudum işte orda annemin mitokondrisi var. Annem gitti belki ama mitokondrisi bende kaldı... Enerji santrali, kaynağı anne İnsanın başlangıcı olan o ilk iki hücrenin yumurta olanı büyük ve zengindir. İçinde bir hücrenin yaşaması, çoğalması, değişmesi için gerekli olan her şeye ve bir ömür gerekli olacak enerjiyi üretecek mitokondriye de sahiptir. Mitokondri, hücreye enerji veren, can...

Bir kadını diz kapaklarından öpmek

Bir kadını diz kapaklarından öpmekten ala şiire rastlamadım henüz, üvercinka hariç.  Çünkü; Bir kadını diz kapaklarından öpmek; “bugüne dek tüm düşmüşlüklerinden , yaralarından, kanından, izinden, acından öpüyorum, şifa niyetine.” demektir bi nevi. “çok düştüm, parçalandım, örselendim, öp de geçsin” diyemeyen bi kadının sessizliğini duymaktır. “seni anlamak için harflere ihtiyacım yok, ruhunla ruhum aynı lisanı hissediyor” diyebilmektir.  “yanaklarından, dudaklarından, alnından, belki omuzlarından, avuçlarından öpmek aşkın yaradılışında var ama diz kapakların sevdaya dahil” de demektir aynı zamanda. o kadını çaresizliğinden ve bir o kadar da gücünden öpmektir. düşmüşlüğü kadar ayağa kalkmışlığından öpüp onu onore etmektir. önünde diz çökmektir. saygıdır. kabulleniştir, çok şeyi. kudretine, sabrına, sarsılmışlığına, sancılarıyla baş edebilecek kadar dayanıklı oluşuna ve de… kırılmak yerine bükülmeyi öğrenebilişine hayran olmaktır. beni daha önce hiçbir adam diz kapaklarımdan ...

Siz Değişirseniz Toplum Değişir!

Düşünsel ve ekonomik ayrışmaları keskin, çatışmalı toplumlarda, insanlar daha sağlıksız ve mutsuzdur! Sürekli kavgaların olduğu bir evin çocukları gibi bizler de, toplumsal gerilim ve çatışmalardan etkileniriz. Giderek hayata ve insanlara güvenimiz kaybolur! Hayaller kuramaz, sağlıklı ilişkiler inşa edemez hale geliriz. İsteksiz ve yorgun oluruz, vücut savunma sistemimiz çöker. Çünkü bizler, sevgi ve güven ihtiyaçları, beşikten mezara kadar süren sosyal varlıklarız. Topluma ait hissetmek, onun tarafından sevgi ve güvenle sarılıp sarmalanmak bizim için çok önemlidir. Toplum dediğimiz şey nedir? Toplum, ekonomi ve yasalarla bir arada duran bireylerden oluşan insanlar topluluğudur. Bir insan çalışarak para kazanıp, o parayı ihtiyaçları için harcadığında, satın aldıklarını üretenlere para kazandırır. Bu döngü, farklı düzeylerde de olsa, tüm toplumu içine alan ekonomik sistemdir. Yasalarsa, insanların birbiriyle çatışan çıkarlarını düzene sokarak, toplumu karmaşadan k...

Tesadüf diye bir şey yoktur.

Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Hiçbir hissediş, düşünüş, bakış, algılayış, seziş de öyle. Hatta bunların tersi de tesadüf deği l. Alışveriş yaptığımız market, yemek yediğimiz lokanta, su içtiğimiz çeşme, yürüdüğümüz kaldırım ve orada yanlarından birer yabancı olarak geçip gittiğimiz insanlar. Tesadüf gibi görünen karşılaşmalar, yolu sorduğumuz herhangi biri, hafifçe çarptığımız insan. Bize gülümseyen küçük bir çocuk önümüzden aniden uçuveren kuş…Gün boyu yaşadığımız en basit olay bile herhangi bir zihinsel, fiziksel, ruhsal yada duygusal bir olayın tetikleyicisi olur. Küçük ya da büyük… Bazen hiç hesapta olmayan durumların içine çekiliveririz. Hayal bile etmediğimiz olayları yaşarken buluruz kendimizi. Bir martı çığlığı,bir satıcı bağırışı, alır götürür bizi yıllarca ya da yollarca uzaklara… Hem öğretmen hem de öğrenciyizdir her ilişkinin içinde. Doğduğumuz aile, gittiğimiz okullar, sıra arkadaşımız, sevgilimiz , eşimiz, çocuğumuz vs. Her ilişki, farklı bir yönümüzün aynası...

Kendimi sevmeye başladığımda...

Kendimi sevmeye başladığımda, kederin ve acının sadece kendi gerçeğime karşı yaşadığımı gösteren uyarı sinyalleri olduğunu anladım. Bugün, biliyorum, bunun adı  ‘Sahicilik.’ Kendimi sevmeye başladığımda, zamanın doğru olmadığını ve o kişinin hazır olmadığını bile bile kendi arzularını o kişiye dayatmanın o kişiyi incitebileceğini öğrendim, o kişi ben bile olsam. Bugün ben buna ‘Saygı’ diyorum. Kendimi sevmeye başladığımda, başka bir yaşam ihtirasını bıraktım, ve beni çevreleyen her şeyin beni büyümeye davet ettiğini görebildim. Bugün ben buna ‘Olgunluk’ diyorum. Kendimi sevmeye başladığımda, anladım ki, ben her koşulda, doğru yerde doğru zamandayım ve her şey tamamen doğru anda oluyor, yani sakin olabilirim. Bugün ben buna ‘Özgüven’ diyorum. Kendimi sevmeye başladığımda, kendi zamanımı çalmayı bıraktım ve gelecek için dev projeler tasarlamayı durdurdum. Bugün, sadece bana ne mutluluk ve neşe veriyorsa onu yapıyorum, yapmayı sevdiğim şeyleri yapıyorum ve bu kalbim...

Sevgi - Franz Kafka

Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş.  Kafka bebeği onun y erine aramayı önermiş, ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler... Bebeği bulamaması üzerine Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış, buluştuklarında kendisine okumuş: “Lütfen benim için kederlenme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım.” Bu bir çok mektubun ilkiymiş. Kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş. Derken, görüşmelerin artık sonu gelmiş. Kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız, aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş: “Yolculuğum beni çok değiştirdi…” Uzun yıllar sonra, artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızım...

Aşkın Üç Hali

Kimisine göre aşk; kör olmak, ondan başkasını görememek, yanlışlarına göz yummak, gözünü ondan alamamaktır. Pervane olmak, kendini ateşe atmak ve yanmaktır, kimisi için. Bazıları âşığı, sarhoşa benzetir: ‘’Sarhoşla âşık arasındaki fark; birisinin teki iki, diğerinin ikiyi tek görmesidir!’’ Bir zamanlar aşktan başı dönerken, zamanla sevgiliye dair algısı değişen, yaşadığını şöyle anlatır: ‘’Aşk; onu bulunmaz Hint kumaşı sanmamla, beş para etmez birisi olduğunu anlamam arasında geçen süreydi.’’ Siz de âşıksanız ya da bir zamanlar âşık olduysanız, aşkınızı kim bilir hangi hayallerle süslemiş, hangi duygulu şiirlerle kâğıtlara dökmüşsünüzdür! Belki bazen, sevdiğinizin sizi, sizin onu sevdiğiniz gibi sevmediğini hissetmiş, aradaki farkı anlamak için, çılgınca çabalamışsınızdır. Haksız da sayılmazsınız! Aşkın farklı çeşitleri var! Aşk üzerine yapılan bilimsel araştırmalar, aşkın üç çeşidi olduğunu söylüyor. Bunlardan ilki, romantik aşk. Romantik aşk, kişinin kendisi...

Rezonans Kanunu - İsteklerin Yönetimi

“Eğer şu ana kadar isteklerimiz gerçekleşmediyse,  en şiddetli arzularımıza ulaşamadıysa;  eğer hayatımıza hiç istemediğimiz şeyler girdiyse, eğer mutsuzsak veya yenilgiye uğradıysak, bütün bunların sebebini Rezonans Kanununda bulabiliriz. “ İmkansız, sadece bizim imkansız olduğunu düşündüğümüz şeydir. Belki de şu anda imkansız olduğunu düşündüğün şey, işte bu sınırsız olanakların imkansız olmadığı fikridir.  Öyleyse bu senin şahsi kanaatindir.  Bunun doğru ya da yanlış; iyi ya da kötü bir tarafı yok.  Bu senin, kendi kanaatindir ve yaşamın da bu doğrultu da ilerleyip gelişecektir. Ama ya hayat görüşün ve inandıkların yanlış bilgi ve olgulara dayanıyorsa?. Demek ki asıl soru şu: Sen şu anda hangi rezonans alanını oluşturuyorsun? Rezonans = Eko, yankı, titreşim Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar. Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizi...