Engeller Aşılmak İçindir!

Holistik (bütüncül) bir hekim olarak, hastalarımın yalnızca yakınmaları değil, tüm yaşamları beni ilgilendirir. O nedenle, ilk değerlendirme/muayene görüşmemizde, kendileri kadar aileleri ile ilgili de bilgiler alırım.

Onu tanımam, bu kapsamlı sorular sayesinde mümkün oldu; bana hasta olarak başvuran bir yakınının aile bilgilerini alırken karşıma çıktı Güldane Ersoy.

Öyküsü beni öyle derinden etkiledi ki, sizlerle paylaşmak istedim.

Kendisi de bu önerimi memnuniyetle kabul ederek, elektronik ortamda sorularımı yanıtladı.

Güldane, genç bir kadın. Kas erimesi hastalığı nedeniyle, yalnızca parmaklarını kullanabiliyor. Ama o parmaklar, birazdan okuyacağınız gibi, büyük işler yapıyor.

Anlattıkları çok zor!


Geleceğe ve yaşama umutla bakan, henüz 25 yaşında ve yeni evli gencecik bir kadınken, 2005 yılı Temmuz ayında, Kastamonu, Bozkurt ilçesinin devlet hastanesinde, uzman bir hekimin kan tahlili sonuçlarıyla hastalığını öğreniyor.

Ailesinde benzer bir hastalık yok.

Doktorun sözleri o genç omuzlar için çok ağır:

‘’Hastalığını asla ihmal etmemelisin! Bugün kollarını kaldıramazsın, ileride hastalık bacaklarına iner, yürüyemezsin!’’

Güldane anlatıyor:

‘’O anda hastalığın ciddiyetini anladım ama bir türlü kabul etmek istemedim. Özellikle ilk yıllar; hastalığım ilerledikçe, yemeğimi annem yedirdiği için ziyaretime gelenlerin yanında utanıp, aç oturdum. Başkalarının elinden bir şey yemek istemedim. Hastalık daha da ilerleyince yapacak bir şey olmadığını kabul edip, kırılan gururumu bir kenara bırakmak zorunda kalarak, içinde bulunduğum hal ve hayata adapte olup mutlu olmaya çalıştım.’’

Güldane, ilk şoku atlattıktan sonra, gerçeği kabulleniyor:

‘’Teslimiyet ile omuzlarıma yüklediğim gelecek ve bu günün kaygılarını, geçmişin hüzün dolu ağırlıklarını kader gemisine bırakıp hafifleyerek, mutmain olmuş bir kalp ile gözlerimi kapatıp, sırtımı aşk ile yaratana dayayarak, şükürler olsun artık hakiki mutluluğu yaşadığıma inanıyorum.’’

Bu teslimiyet, kendisini karamsarlığın kollarına teslim etmek anlamına gelmiyor onun için. Geçmişten beri şiirler, denemeler yazan ama bu alanda ciddi bir çaba içinde olmayan Güldane, o hevesine geri dönüyor.

Kore kültürü ve halkı çok ilgisini çekiyor. Şöyle anlatıyor:

‘’Kore halkına geçmişten, özellikle de 2002 dünya kupası maçlarında milletimize gösterdikleri sevgiden gelen bir ilgi ve sempatim vardı. 2013 yılında psikolojik sebeplerle hipertansiyon rahatsızlığı yaşayınca, hayatımdan beni üzüp strese sokabilecek her şeyi çıkardım. En başta da televizyonu. Bu dönemde kız kardeşimin tavsiyesi ile romantik-komedi tarzındaki Kore dizilerini izlemeye başladım. Dizileri seyrederken aynı zamanda kültürlerinin de milletimizle ne kadar benzer olduğunu hayretle takip ediyordum. Bu şekilde ilgim daha da arttı ve tüm gezi belgesellerinin Kore bölümlerini izledim. Öğrendiklerimden; yeni nesil Kore gençliğinin artık savaşı unuttuğunu, Türk halkını, savaşı yaşayan yaşlılar kadar tanımadıklarını ve kendileri için yapılan fedakârlıklardan habersiz olduklarını öğrenince, kalbimde, beynimde, belki de her zerremde ülkemi ve askerlerimizin fedakârlıklarını tanıtmak, anlatmak için büyük bir istek oluştu. İlk düşüncem hikâye tarzında kısa bir şey yazmaktı fakat kardeşlerimin, arkadaşlarımın tavsiyeleri ve cesaretlendirmeleri ile kitap fikri oluştu.’’

Ve yazmaya koyuluyor!

Kitabın adı: ‘’Dönmeyenler- Kod adı: Kutup Yıldızı’’

Böyle bir kitap yazmanın kolay olmadığını, yazarken kaynaklara nasıl ulaştığını sordum kendisine:

‘’Kaynakların geneline, yattığım yerden kablosuz bir klavye kullanarak internet üzerinden ulaştım. Bir de konu üzerine akademik kitap yazmış emekli bir komutanın kitabını, yine internet yoluyla satın aldım ve kargo ile evime teslim edildi. Kitabı yattığım yerde okuyarak, gerekli bölümleri alıntı yaptım. Ancak kitaptan yazıya aktarma işi zor olduğu için bu kısımda annem yardımcı oldu. O işaretlediğim yerleri bana okudu, ben de kablosuz klavye ile yine yatarak bilgisayara geçirdim. Kolay olmadı, uzun sürdü ama imkânsız da değildi. Sadece büyük bir gayret ve sabır istiyor.’’

‘’Kitabın yazılışı sırasında bedensel sınırlılık ve başkalarına bağımlı olmak gibi sorunlar dışında en çok ne tür zorluklar yaşadınız?’’ diye sordum.

Güldane:

‘’Daha kitabı yazmaya başlayıp ikinci bölümün yarısına gelmeden bilgisayarım çöktü. Moralim bozulup bırakmayı düşünürken, beynimi dolduran ilhama dayanamayıp, kardeşimin ses kayıt cihazına konuşarak kitabın tamamını ses kaydı olarak bitirdim.

Dostlarım bu kayıtları yazıya geçirmek için yardımcı olmayı teklif edince, bana da araştırma ve kaynak bulma kısmı kaldı. Çünkü ilk araştırma ve kaynaklarım çöken bilgisayar da gitti. Tamirden gelen bilgisayar ile ikinci kez yaptığım zorlu kaynak çalışması ise evimize giren bir hırsızın bilgisayarımı çalmasıyla yine elimden gitti. O gün ilk defa, çalınan emeklerim için hüngür hüngür ağladım. Elbette pes edemedim. Edemedim diyorum çünkü sadece bana kalsa belki de çoktan pes ederdim. Hz. Osman'ın bir sözü vardır: "Allah nasip etmeyeceği şeyi, kuluna hayal ettirmez."

Hırsızlık olayının ardından yeni bir gayretle, bu kez kız kardeşimin bilgisayarı ile tekrar çalışmaya başladım. Kardeşimin uyarısı ile artık tüm çalışmalarımı mail adresime de kopyaladım. İyi ki kopyalamışım çünkü kardeşimin bilgisayarı da çöktü. Her aşamada türlü zorluklar yaşadım ama en büyük ve unutulmaz olanları bunlardı.’’

Güldane’ye, fiziksel engel yaşayanlarımız için neler önereceğini sordum.

‘’En başta utanmaktan utanmayın; çünkü bu çok doğal bir süreç. Zamanla insan yaşadığı her zorluğa, üzüntüye alışıyor. Alıştığınızda ise artık bu zorluklarla ve kendinizle dalga bile geçiyorsunuz. Bizzat, ailecek yaşadığımız için çok net söylüyorum. Sabır, tevekkül ve teslimiyet. İşte bu süper üçlü, tek ve en güçlü ilaçlar. Tatları çok acı, içimi çok zor ama emin olun başka hiç bir ilacı yok. Sizden iyi durumda olanlara bakıp kıskanmak, durumunuzu kabul etmemek, sadece daha fazla acı çekip, ateşin odunu yaktığı gibi, boşuna yanmanıza sebep olacak. Kabul etmediğim her anımda böyle yandığım için emin olun çok iyi biliyorum. Dilerim, Rabbim hepimize merhametiyle muamele eylesin.’’

Güldane, artık geleceği dair uzun vadeli planlar yapmamayı öğrendiğini söylüyor ve gücü yettiği sürece yazmaya devam etmeyi çok istiyor.

Kitabı, kendi imkânlarıyla sınırlı sayıda basılmış, ilgi gösterecek bir yayınevi bekliyor.

Çok büyük zorluklara karşın, yaşama ve üretme sorumluluğundan kaçmayan, hepimize ilham verecek ölçüde azimli bir insanın öyküsünü paylaştım bugün sizle.

Hepimiz adına Güldane'ye çok teşekkür ediyor, acil şifalar dileklerimle, en içten sevgilerimi gönderiyorum.


Doç. Dr. Şafak Nakajima